15 Eylül 2014 Pazartesi

Aslında.

Hep telaşlıydı
Utangaç ve çilli bir çehreyle
                          geçip giderdi
Çenesinden tutup
Yüzüme hizalasam yüzünü
Gözlerini değil yaralarını görürüm

Ben sabaha yolcu
               eylül gecelerinde
Uyuyana kadar
Kanarım.

Henüz derine inmeyen
            şeylerin dumanı
Duvarlar.. görünmeyecek kadar şeffaflar.
Neden zayıflar?
Nasıl oluyor da umursuyorum?

Aslında ben sadece
Bir eylülün
Kirpiklerinden süzülmek istiyorum.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Dalgalar

Dalgalar ayaklarımdan belime uzanıyor.
Geri çekiliyor ardından
Bana çarparken hiddetle kuduran deniz
Sönüyor hırpaladıktan sonra

20-30 yıl önce hatırı sayılır miktarda kum alınmış Karadeniz'den. Bilen bilir zaten delidir kapıp götürür adamı, bu kum vakasından sonra hepten delirmiş. İşte bugün çıldırmış bir denizin dalgasının ağzına oturdum. Sahili taşlı, deniz bugün hepten dellendiğinden eteğindeki taşlarla taşladı beni. Maskenin altındaki şeytanı denizden iyi kim görebilir? Boğmak istedi çekti kendine, önceden olsa direnmez bırakırdım kendimi dalgalara, ama birtakım kararlar vermiş olduğumdan geri çekilip kurtuldum. Ama kaçmadım, kafamı dağıtmaya ihtiyacım vardı, ben de beni taşlamasına izin verdim. İzlediğim dizilerde karakter komadayken hayatının akışını değiştiren ya da cennetvari rüyalar görür. Çok sıkışık olmasa da sıkışık sayılacak bir arabada başımı camdan çıkarmış yıldızları seyrediyorum. O kadar güzeller ki. Ve ben o kadar yorgun ve sönüğüm ki. Ve sığınmayı o kadar bilmiyorum ki. Yol kenarında gözlerini dikmiş donuk donuk bana bakan adamlar görüyorum. Aslında olmadıkları için yıldızları izlemeye devam ediyorum. Ağlamak istiyorum uzanamadığım için, hıçkırarak, omuzlarım düşmüş halde, birinin beni kendine çekip geçti demesini delice isteyerek. Camı kapatıyorlar. Net değiller artık. Ben sığınmayı da, ağlamayı da bilmiyorum. Ben bugün komadayım. Benim içimden hatırı sayılır miktarda kum alındı. Ben onun beni taşlamasına kızamam çünkü onun canı çok yandı. Geceleri çok sakin deniz, eteğindeki taşları dökmek yoruyor herhalde. Kendime bakıyorum, hiddetle köpürüp çarptıktan sonra durulan, geri çekilen denizim ben. Geri çekilen, durulan. Ama tekrar çarpıp dağıtacak olan. İnsanın bir yanı hep çocuk kalmalı. Avutulacak, kandırılacak kadar. Hoş sohbetle, birkaç şiirle, kendini taşlayan dalgalarla, yıldızlarla kandırabilecek, avutulacak kadar küçük kalmalı. Hacı'nın da dediği gibi: ''Bir kulağımızın arkası kaldı kesilmedik.'' Kesileceksek, azrailin usta ellerinden çıkan son kesiğe kadar kesileceksek, kandırmalıyız kendimizi. ''Madde mi ağır mana mı?'' kıyasında ikisinin de hafif olduğunu, hiçbir şeyi yük etmemek gerektiğini kabullenerek... Ama benim içimden kum alındı. Eksiğim ben. Kendimle barışabilirdim ama eksikliğimle barışmak? Kendimi kandırabiliyorum. O kadar ki bazen pürüzsüz bir hayat hayal ederken yakalıyorum kendimi. Umut etme sorunum yok. Zaten ben hep teoride iyi bir insan oldum. Pratikte? Kendimi zorlamıyorum çünkü ben içimdekini avutmaya çalışırken camım kapatılıyor.

Soramam. Belki de anlamı yok. Anlam arama. Anlam arama. Anlam arama. Anlam arama. Anlam arama. Anlam ar..... Böyle 40'lasam bu cümleyi. Vazgeçebilir miyim? O uçurumdan bırakabilir miyim kendimi dalgalara? Hayal ediyorum uçurumun eteğindeki kayalara ve dalgaların iliğine işleyen kanı. Bütün kan akar mı o durumda? Deniz nasıl temizler kanı? Denizi kan tuttuğu için de delirmiş olabilir belki? Bulutlar yıldızları örtünce delirmiştir belki de? Ya da hepsi üst üste gelince sıyırmıştır? Deniz. Bunları yazıyorum çünkü deniz hissedilmek istiyor, kendi haline bırakılmak, aynı zamanda sığınmak. Ama deniz kime sığınabilir? Kim teskin edebilir denizi? Kim avutabilir? Hem umut etmekten yorulduğu besbelli olan deniz boğmamış mıdır çocuk yanını, iyi ihtimalleri? Güvenmiyor. Güvenmiyorum. Olup biten içerde, akıntıyıysa kapılmayan fark edemez. Deniz çarpıyor, köpükleri ayak parmaklarım arasından kayboluyor.

Tanrı'nın gönderdiği kitaplardaki kurallara bakarsak cennet de zor bizim için. Ateş benliğimizi yakarken kurtulur muyuz eksikliğimizden? Böyle unutur muyuz? Benden eksikliğim de alınırsa ne yaparım bilemiyorum.

Sırtımda kocaman bir böcek gördüğüm kabustan uyanıp, uyandığımı uzun süre fark etmeden üstümde ve yatakta böcek arıyorum. Uykum kaçıyor. Tavan bana bakıyor. Birine uzunca bakmayı severim ama bana bakılsın istemem, yüzüstü yatıyorum. Sanırım ben böyle yatınca kalbim daha yavaş kan pompalıyor. Aslında yüzüstü yatmak bir mecburiyet çünkü uykuya dalma esnasında hep çarpıntım olur yüzüstü yatmazsam. Daha çabuk geçerim uykuya, öbür türlü güzel rüyalar görüyorum. Ben anneme bir şey olacak diye çok sevmemeye çalışıyorum onu. Beni niye eksilttin diyemem Tanrı'ya. Ama o his. Komadayım. Akış değişecek. Uyanamıyorum. İnanmıyorum.

Bir ölünün kırgınlıklarının faillere saplanması kadar ölüyü rahatlatacak herhangi bir şey yoktur. Ben hepinize saplanmaya yetecek kadar kırgınım. Yağmur altında paslanmasına müsaade edilen çivi kadar kırgınım. Günahsız birine saplanacak olsam da pişman olmayacağım. Ben eksik ve kırgınım. Hepimiz gibi.


http://www.youtube.com/watch?v=0AQ3p38ku3U

18 Ağustos 2014 Pazartesi

sokak lambası


hızlı hızlı yürüyorum bir akşam
rüzgar alelade sayılmayacak şekilde
çarpıyor yüzüme.

ben sadece gölgem sinsin istedim
o güzel, eski bir geceyi
aydınlatmaya çalışan
yaşlı bir yıldız gibi
o sokak lambasının
ışığına,
sinmek istedim.
gölgemi görmek istedim
loş ışığında.

izledim kendimi
geçerken, aşık olduğum ışığın altından
kısa bir an sonra karanlığa karıştı gölgem.
bi parçası olabilseydim sokak lambasının?

karanlığa karışan gölgem gibi ömür
geceye karışmaya hep hazır.

8 Temmuz 2014 Salı

-geceye amin

yürümeyi yeni öğrendim
geç kalırım bazı şeylere

boğazıma kadar batarken, kendimi dışarıdan seyrettim. acıdan zevk aldığımdan değil. gidemediğimden. ama gideceğim çünkü yürümeyi öğrendim.

manasızlaştığında, tükendiğinde, tükendiğimde, sadece kendime yetecek kadar kaldığımda, gideceğim. bir kedinin ılık nefesinin mahcubiyetini anlayabilirim, bir balığın ölümüne yas tutabilirim, bazı adamların neden çölde takım elbise giydiğini bile söyleyebilirim size.

bazı şeylerin yapılma sebebinin olması gerektiği gibi olduğuna inanmam, oldurmak için uğraşmayana kızarım, birinin bile yükünü hafifletmeye çalışmamış insanların kırıp dökmekte haklı olduklarına inanmaları beni şaşırtır.
hayata karışmamış, yüz göz olmamış insanın bulutları seyretmesini istemem.

bazen merhaba demek isterim, gönlüne girmek ve iz bırakmak, ama sigarayı sonuna kadar içmez kimse, dudakları ve parmakları yansın istemez, bu yüzden tamamen bitmez sigara.

geceye amin, bir nebze teselli verdiği için.

6 Şubat 2014 Perşembe

İnsanın içinin ıpılık olması durumunu bugüne kadar yaşamamıştım. Ve de vapurda sonsuza kadar oturma isteğini. Anlamak gerekmiyor da zaten. Nasıl olsa İsmail gördüğü böcekleri öldürüp yiyecek.

28 Ocak 2014 Salı

gidelim, uzaklara falan değil, o kelimede mühim olan tek şey birlikte gidecek olmamız.
güneş çiçekleri toplamak istiyorum, koşmak istiyorum çünkü koşunca çarpıntım başlıyor.
ve çarpıntım başlayınca yaşadığımı hissediyorum.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Arka Bahçe'den

Sigara dumanından pelerinim vardı benim, kaybettim sanıyordum. Sıkıntı yaptığım şeyleri koymuştum ceplerine. Pelerin kaybolunca hepsi ortaya çıktı sıkıntıların. İskambil kağıdından ev, sigara dumanından pelerin olmaz. Ama kör badem gözlü olabilir ölmüş ise.
Bulutsuz gecelerin geride kalan yazla beraber uzaklaşmış olması, pelerinimi o bulutsuz gecelerin hala yanımda kalmak için giymiş olma ihtimalini seviyorum ama sebebi başka, biliyorum.

Güz ve kışta yıldızları göremiyoruz. Çünkü pelerinimi çalan gece onları cebine koyuyor, benim yaptığımın bir alt modeli. Ben sıkıntılarımı o da sözde utançlarını saklıyor cebine.-yıldızlar geceyle ilintilidir ve gece yıldızların titremesinden utanır onu cebine saklar- Ama iç cebine koyması lazımdı. O dış cebe koymuş o yüzden arada bir yıldız parıltıları görüyorum gökyüzünde. Gecenin bu şaşkınlığı bir takım insanlarda da var, onlar da sıkıntılarını çaktırmamaya çalışsalar da yüksek dozlu kahkahalarından anlaşılır.

Gece yıldızları niye cebine koyar detaylı anlatayım. Güneş hiç uyumaz, sevdiceği vardır burada, hep onu izler. İzlenilen farkında değildir ve bir başkasına aşıktır. Bu fark edilmeme canını yakar güneşin ve yanmalar sonucu parçalar kopar, ışık hızıyla önüne geleni yok etme amaçlı hareket eder galakside. Yıldızlar da haliyle yanarak ölmekten korkarlar. Onları suçlayamayız, ölüm pek sevimli gözükmez çünkü.
Gecenin derdine gelecek olursak, o yıldızlardan daha çok korkuyor aslında pelerinimi çalmasının da, güya  yıldızların titrekliğinden utanmasının sebebi de bu. Korkusunu gizlemek için bunları kullanıyor ama malesef onun bu korkusunu saklama saçmalığı yüzünden yıldızlar, cepte hastalanıp ölüyorlar, ışıklarının zayıflaması hastalıktan, azalmaları ise ölmüş olmalarından..
Gecenin şöyle de bi ibneliği var, o alev topları ilk cebe çarpacak ve yıldızlar ölecek ya ucu ona dokunmayacak falan..
Belki bir gün çok seveceğim biriyle pelerinimi almaya gideriz?
http://www.youtube.com/watch?v=4V5GfkF7Zho