24 Kasım 2016 Perşembe

benim yarelerim hala tuzum diyor.
oluk oluk kanıyorum
tastamam bir yarayım artık,
tırnakların hiç eksik olmuyor üzerimden.
ne ellerinin tuzu, ne gözyaşlarım
iyileşmeme izin vermiyor.
düşen hep ben oluyorum
bir umut kalkıp daha sert.

ben yaşamayı hiç anlamadım,
hiç de sevmedim,
benim için tek bir şey yapsaydınız
biraz, çok değil
gerçekten sevebilseydiniz.

10 Kasım 2016 Perşembe

neden kanamış
neden kabuk bağlamış?
ellerimle söküp
dudaklarına uzattığım için belki

ne önemi var
ben görünür olmayı bilmiyorum.

10 Ekim 2016 Pazartesi

gülüşün bir gümüş papatyadır

ve evet nasıl da dökülüyor
virane bir evin
yıpranmış sıvası gibi bedenim, ellerine
papatyaya boğulmak,
boğulan papatyalarla, boğulmak
öldürerek dem almak mutluluğa
kıskandığımdan mı?
benliğimin eşiğinin ötesini
böyle boğmak kurtarır mı beni?
hayır ben senin diriliğinde hayat bulmayı tercih ederim.

6 Ekim 2016 Perşembe

dokunma bu bir cinnettir!

dikenli tarlalarda
semerinden boşanmış at misali
koşturup yara bere içinde kalmalıyım
çünkü sen benim çölümün yağmuru değilsin
çünkü çoktan bitmiş bir hayat bu
ve yaralarımız üflemekle sızısı
azalacak gibi değil.

9 Eylül 2016 Cuma

neden ulur uzaklarda?

şiirler dinleyerek
şiir yazsam sana
gece, içimde kanarken
bir köpek ulurken uzakta
yapraklar hışırdayarak
hırpalarken kendini
sen neredesin?

bir yıldız gibi titrek
ürperen ama inadına parlayan
semaya mıhlı
hangimiz gök
hangimiz o gökte ışıltılı?
söyle neredesin?

uzaklar affeder mi?
bu deliliği
ne kolay vazgeçilir
bazı reddiyeler çok yersiz
ama söyle neredesin?

24 Ağustos 2016 Çarşamba

her telde ayrı gam
dokundukça acıması bundan

rüzgarla sarsılan bir filiz kisvesinde
başı güneşe uzanmış
yeniden yürüyebilmenin neşesi
şükür ki spartalı değil

birçok kez aynı yerden kesilmiş
kanamamaya başlamış yaralar
öldürmeyen
ve sonra ani bir değişim
tatlı bir meltemle uçuşan etekler

senin yanağından makas alan rüzgar
benim semtime uğramaz ki
ille de bir gitmek türküsü
masanın bacağına bağlayamazsın artık beni

onca sabahlamaya rağmen izlenmeyen
gün doğumları
bunları bir bir telafi etmeli
dengeyi kuramıyorum

6 Ağustos 2016 Cumartesi

sen
onun yarasını gördün
ve üfledin her fırsatta

ama onlar senin gibi değiller
yaralar gösterilmez güzelim
en başta sen kanatırsın açarken
kızma onlara
dağlamaya doyamadılar
gördükleri her yarayı.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

vakit yok
belki son saniyeler
hazırlanamadım
çabalamaya takatim yok

26 Temmuz 2016 Salı

sana başlık bile yok

ben yine en güzel sığınağımdayım
senin bir türlü gidemediğin.
artık seni sevmekte zorlanıyorum
bıçak yaralarını iyileştirmek kolay değil
ve sen hiç yardımcı olmuyorsun.
kötü şeylerin öğretmeni
sevememek o kadar da kötü değil ama değil mi?

çorak topraklar gibiydin hep
bereketsiz, kısır
güzellikleri ve sevgiyi solduran
bana sevmeyi kimse öğretmedi
bilmiyorsan beceriksizliğinden.
öyle uzak, soğuk
neden?

hastalıklı, öfkeli olmayı biliyorsun
kim öğretti?
hayal kırıklığını biliyorsun
hayali peki?
hiçbir şey bildiğin yok
bana kalırsa israfsın.
utancım olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?


26 Haziran 2016 Pazar

tanrı'm gps lütfen

tanrı'm
mikail çalışıyor
ne de güzel yağıyor yağmur
ve ben fay hattı üzerindeyim
şiddetli bir depremin ertesinde
kendimi mağdur ettim
ben telafi edemiyorum
yol gösterir misin?

22 Haziran 2016 Çarşamba

ben değilim o

beceriksizce dokunmuş bir halıyım
çirkin düğümlü
çırpınırken atılmış çirkin düğümler
ellerim titriyor

şimdi gelmesi lazım
büyük iskender'in
son düğüme indirmeli kılıcını


11 Haziran 2016 Cumartesi

karşılıksız çek

özdeş bir acının aynasından baktım bugün sana
parçalarımı saçarken nasıl da kesilmedi ellerin?
sen benden karanlığa alışmamı istedin
bu cinayete teşebbüstür


6 Haziran 2016 Pazartesi

çığlık odası

şikayet kutusunu getirin
çünkü sarılınca geçmedi
kollarının bir önemi yok
yaralarım hala kanıyor

biri onun elindeki tuzu alsın
beni daha çok kanatıyor
doğum günüm yaklaştı
bana bir çığlık odası alın

23 Mayıs 2016 Pazartesi

kırmızı başlıksız şiir

derdim tasam yalnızlık değil benim
sensizlik.
gelmediğin sokakları gözlüyorum
gelmediğin sokakları terk ediyorum
gelmediğin sokaklardan nefret ediyorum
ama en çok gelmemenden

ben solabilmeyi kabul edebilirdim
her dem bahar olmayacağını biliyorum
ama ben soluyorum ve sen bir oyuncak değilsin.

8 Mayıs 2016 Pazar

baba-oğul-kutsal rutubet

Allah'ım sen şimdi beni
omuzlarımdan çamaşır ipine assan
içimdeki yaşları kurumaya bıraksak
sonra sabaha kadar kurumasa ayazda
rutubet olsa
ve içimdeki pencereler kapalı

Allah'ım ben İsa değilim ama
beni göğe yükseltsen
yeryüzü daraltıcı ben artık sana gelsem?

1 Mayıs 2016 Pazar

şimdi benim ruhum bir avuç kum
senin naif ellerinde,
ama bazen eller çok zalim olabilir
kumun sırrına er
ellerini zulmetten koru.

12 Nisan 2016 Salı

hayın

dizlerim kanıyor öpmeyecek misin?
ne ilk düşüş, ne de ilk terk.
baharda solan böcek,
biri üstüme bastı
ayakkabısına üzüldü.
ve şimdi sessiz mutabakat
elçiliklerimi kapattın
halbuki bayrağı göndere sen çekmiştin.

bölüm sonu canavarı

6 Mart 2016 Pazar

derdo sesler korosu

papatyaları anlatın bana
siz kesin gül seviyorsunuzdur
bilemezsiniz papatyayı.
fal bakarsınız
saçını başını yolarsınız
sonra atarsınız, çiğner geçersiniz.

siz bayım, anca gül seversiniz
size papatyanın kokusunu sormayacağım
çünkü siz adi ve sahtesiniz.

hiç dertleştiniz mi bir papatyayla?
siz dertleşmezsiniz
çünkü tek derdiniz anlatmaktır,
acılarınızla prim yapmaktır
en fazla -miş gibi yaparsınız
dedim ya siz adi ve sahtesiniz.

sizin içiniz acımaz.
çünkü içli olamayacak kadar sığsınız
siz sevmeyi bilmezsiniz
sevilmek maksadıyla sevmiş gibi yaparsınız.
çünkü siz adi ve sahtesiniz.

24 Şubat 2016 Çarşamba

ah örümcekciğim arachnida

kendime kafesim
içimdeki yayın akışından habersizler
boyuna haykırıyorum
kendimi aşıp anlatamıyorum
çok fazla büşra vermekten korkuyorum
geçmişteki büşralar'a acıyorum.
acıyınca ne olacak bilmiyorum
şimdiki zamanın ağına düştüm.
beni yiyecek örümcek biraz acele edebilir mi?

16 Şubat 2016 Salı

bir tutunamayan'a tutun kaçmasın diye bağırmak

huzur diyorlar
ismini çokça duydum
birkaç kez karşılaşmışız hatta
ben fark etmemişim
bilirsin beni
bazen hiçbir şey görmüyorum

ne var gecede
bizim karanlığımız küçük kaldığından sanırım
gündüzleri tek kalmaktan kaçınmam da bundan
büyüdükçe büyüyor
insanlar meşgul ediyor
insanları seviyorum albay'ım
bilmeden ne iyi geliyorlar bazen
aksi olmuyor mu diye soracaksın
olsun albay'ım bir kulağımızın ardı kalmayacak mıydı kesilmedik?

küçük hanımın öyküsü

7 Şubat 2016 Pazar

mesih'e seslenin gelsin artık

sabaha karşı bir ürperti kalbimde
bizim ateşimiz anca bizi kör ederdi
güneşe kamaşma pahasına bakan gözler
bizim ışığımıza tenezzül etmezdi.

biz güneşe öykünmedik
ne istediğimizi de bilmedik
ne doluya aldırabildik ne boşu doldurabildik
beceriksizlik değildi bu
sadece biraz takatsizdik.

sorular biriktirdik
cevapları hiçbir şeyi değiştirmeyecek sorular
ama yine de deli gibi sonuçlar değişsin istedik
avutulmaya ihtiyaç duyulmaması gereken bu yaşta
soru sormanın anlamı da yok.

çarmıhta mıyız
gönlümüzden çivilenmişiz gibi
mesih'e seslenin gelsin artık
bir kase uzatın kanımızdan
ve ardımızdan dökün kanlarımızı
böyle mühürlensin kan faslı
ve bir de açın perdeleri
ışıksız kalınca çirkinleşiyorsunuz
ey dünya öyle bir dön ki
uçurtmayı vurmasınlar artık.

4 Şubat 2016 Perşembe

artık bizi kutsa isa

anlatmak:
dikenli tel kusmak gibi
yine de tesirsiz
geceyi inleten çığlıklar misali.

26 Ocak 2016 Salı

fil

küçük bir fil yavrusu gibi
attım kendimi çamurun içine.
çamurun da büyüyeceğini bilemezdim
evet evet yanılmıyorsunuz
bu gördüğünüz bataklık
o çamur birikintisi
ve şimdi yüksek müsaadenizle boğuluyorum

1. perdenin sonu


'üzülmedim ki, üzülmedim ki
kaderimdir dedim üzülmedim ki' diyemem
'acımadı ki acımadı ki' de diyemem kahpe bizanstaki gibi
ben ahmet mithat değilim ama
buradan şunu anla
üzüldüm ve acıdı.

ve şimdi bu soğukta çıkıp
sersem gibi yürüme isteği neden bilmiyorum
dur ya biliyorum, aptallıktan tabi ki.

1 Ocak 2016 Cuma

bendeniz aciz bir mezar bekçisi

sıradaki şarkı benim için geldi tanrı'm biliyorum
pusulanın ibresi şaştı kaybolmaktan korkuyorum
beni koru yalvarıyorum.

mezarlara bakıyorum, sessiz sakin
tükenmiş ömürlerin başında isim ve soy isim
ve zaten bu kadar değil mi daha ne olabilir?
bundan ibaretiz,
sevdamız, kederimiz, öfkemiz hepsi toprak olacak.
bir şey istesem?
ya toprak olsun ya da...