28 Ağustos 2015 Cuma

kim iddia edebilir tanrı'nın bile bana üzülmediğini?

o amca gitti
domates yetiştiriyormuş akdeniz'de
o yok ve artık ortancalar açmıyor
bahçeye bakıyorum
küçücük
ama ceviz ve selvi ve kiraz
ve akşam sefası ve de asma
asma cevize sarılmış
biliyorum ki kökleri sevişmekte selviyle kirazın
ve o dilek geçersiz belki
çünkü kırılmıştı o dal
o dalda gördüm en son
ama zaten önemi yoktu artık
şimdi gidiyorum
ben bir parçasıydım oranın
şimdi istenmeyen bir bebek gibi kürtaja mahkum
aslında öyle gibi de değil
amalar
amalar öyle ki onlarsız yapamıyorum
ağlama diyor
nasıl ağlamam
boğulurken su her yerden nüfuz eder
gözyaşlarım her yerden çıkmak istiyor
evet evet kıçımla bile ağlayabilirim
birçok sefer gülmüşlüğüm var nasıl olsa
ben hiç bilmediğim dillerdeki şarkılara
hiç tanımadığım insanlara
hiç yaşamadığım dönemdeki acılara
ölen yıldızlara
istanbuldaki bir sincaba
ve kahrolası zamana
yerleri yumruklayarak ağlamak istiyorum
ama diz çökmüşken kimse beni kaldırmayacak
yine ben toparlanmak zorundayım
kendime yetiyorum
kendime yetmek istemiyorum
"cebe tek başına yapamaz"
"cebe kalkamaz düştüğü yerden"
birileri bunu desin ve beni bırakmasın istiyorum
ama hepimiz biliyoruz ki
ben düştüğüm yerden kalkarım
ve kimsenin toparlayacağımdan şüphesi olmaz
neye döndü bu
iki kasnak arasında gerilmiş beyaz kumaş
seni güzelce işleyecekler
ama güzel olmayı istedin mi
iğne darbelerini
ve sen küçük kız
biliyorum ki gelmek istemiyorsun pazara
biliyorsun ki ısrar edersen tokat yiyeceksin
ve sen anne diye ağlayacaksın
ama tokatlar fazla acıtmaz zaten
bak ben gidiyorum
düşmeden oyna
çünkü
bazen düşünce
yanlış toplanırsan
yanlış kaynar
ben çok üzgünüm
o da öyle
tanrı kollarımızı sarılmak için yaratmışken sarılamamak
halbuki bir çift kolun halledemeyeceği hiçbir şey yoktur
uzadıkça manasızlaşıyor
ama mana dediğin nedir ki
ne yani afilli sözler söylesem
aydınlanacak mısın birkaç kelimeyle
sen kimsin bilmiyorum bile
kendimi biliyor muyum
bilsem böyle olmazdı sanırım
ama bunun da önemi yok ki
şu ya da bu olsam değişecek mi durum
çok sıyrık
neresinden tutsak elimizde kalacak
git şimdi durmaya ve yazmamaya ihtiyacım var
ne kadıköy sahilindeki o günü
ne moraran ayak bileğimi
hiçbirini
dinleme de susayım artık lütfen
bu iyi bir şey değil.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Tanrı'm bu şiiri sana yazıyorum
Sana yazdığımdan gözümdeki yaşların
Toz yüzünden olduğu yalanını söyleyemem
Çünkü ben bu şiiri sana okuyacağım
Hem yalanlar yazıp hem okursam..

Tanrı'm çok mutsuzum
Sebebini sen biliyorsun
Ben ben olduğum için mutsuzum
Tanrı'm yine nefes alamıyorum
Özürle halledilecek şeyler değil
Ve yalvaramıyorum

6 Ağustos 2015 Perşembe

tanrım!

ben kendimin ucunda yüküm
dibe çekiyorum
tanrım ben kendime çelme takıp düşüyorum
sen gülüyorsun!

3 Ağustos 2015 Pazartesi

saat kaç sevgilim?

bazı sabahlar tükenmiş saat gibi yorgun,
yelkovan gibi bir ileri bir geri.
sabit duramayan ama bir yere de varamayan

bizim saatimiz bozulmuş sevgilim
zaman o bozuk saat gibi
ve sen bana ıhlamur kaynatmadın.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

kelimelerin ihtilali diğerlerine nazaran daha kanlı. o hücum esnasında gırtlağımda dönüp duran jiletler gibiler. ve bazı insanların da içinin kan ağlaması bu yüzden sanırım. bir son perde gibi tesellisi olmayan ağrılar. bir çocuğun elinden şekerini aldıysan o şekeri ona geri verene kadar susmayacaktır. çocuklar... çocukların son perdesi, çocukların ağrısı. koca kadınlara, koca kadınlara teselli veriliyor da, ya da kendimizi ikna ediyoruz bir şekilde. ama çocuklar? çok ölüyorlar allahım. öleyazıyorlar çıldırıyorum. ben o ağrıları nasıl teselli edebilirim? ne diyebilirim sana? hangi kelime, hangi cümle hayallerinden vazgeçirebilir seni? hayatın son perdesi ölüm. ya da tanrı sahneyi tümüyle ele alma taraftarı mıdır? peki bir anne nasıl ele alır bu durumu, alabilir mi ya da takati kalmış mıdır acısını dindirememekten bitap düşmüşken çocuğunun? giriftken basit. sebebini soramıyorsun. didem abla'dan öğrendiğim, bir ah'dan başka bir şey diyemeyecek oluşum. ama koyversem sabaha kadar ah diye ağlayacağımı bilseydi böyle der miydi didem abla? perde kapanacak olursa yırtmaya yeltenmeyecek miyiz o perdeleri? bu ne bir sitem ne de isyan tanrı'm yalvarıyorum ne beni ne annesini çıldırtma.

25 Haziran 2015 Perşembe

çünkü

göğe bak sık sık
bakışların sinsin
hissedebileyim
ve rüyanda beni gör dediğimde
tanrı'm kabul et de
çünkü bu bir duadır.

11 Haziran 2015 Perşembe

kırpık; çünkü ağırdan

henüz seninle dinlemedik bunu
ama sana yazılmış gibi
dağınıklığıma aldırmıyorsun
ben kabul görmeye alışkın değilim.
maskelerden azade, duygusal çıplaklık
ve akşam serinliğinde sevmek
ölçüsüz, hecesiz bu satırlar
tadı tuzu sensin halbuki
-ama ''seni yerlerde göklerde bulamazlarken
bende gizli olduğunu sezenler olmuş.''
acıbadem kişi olmaya razıyım
bende kalsın.

bir şarkı tutturmak gibi
bir köşede gözlerini kapatıp beklemek gibi
şiirin nesre benzemesi en çok da
paranteze gerek yok, bilinmekte.
belki şiir olamayacak kadar öznel bu satırlar

zemin hazırlayamadığım cümleler var
salıncak kuramamak gibi bir çocuğa
cümleler hayal kırıklığına uğrar mı?
pat diye söylemelerin insanıyım aslında
bi yere bağlamasak olmaz mı
bi cümle tutulacak olsa bu şiirden
mandallarını çıkarıp onu alsalar
''baş ucumda bir sen varsın bir de evren.''
bu kadar kalana kadar elekten geçsek?