gidelim, uzaklara falan değil, o kelimede mühim olan tek şey birlikte gidecek olmamız.
güneş çiçekleri toplamak istiyorum, koşmak istiyorum çünkü koşunca çarpıntım başlıyor.
ve çarpıntım başlayınca yaşadığımı hissediyorum.
28 Ocak 2014 Salı
28 Ekim 2013 Pazartesi
Arka Bahçe'den
Sigara dumanından pelerinim vardı benim, kaybettim sanıyordum. Sıkıntı yaptığım şeyleri koymuştum ceplerine. Pelerin kaybolunca hepsi ortaya çıktı sıkıntıların. İskambil kağıdından ev, sigara dumanından pelerin olmaz. Ama kör badem gözlü olabilir ölmüş ise.
Bulutsuz gecelerin geride kalan yazla beraber uzaklaşmış olması, pelerinimi o bulutsuz gecelerin hala yanımda kalmak için giymiş olma ihtimalini seviyorum ama sebebi başka, biliyorum.
Güz ve kışta yıldızları göremiyoruz. Çünkü pelerinimi çalan gece onları cebine koyuyor, benim yaptığımın bir alt modeli. Ben sıkıntılarımı o da sözde utançlarını saklıyor cebine.-yıldızlar geceyle ilintilidir ve gece yıldızların titremesinden utanır onu cebine saklar- Ama iç cebine koyması lazımdı. O dış cebe koymuş o yüzden arada bir yıldız parıltıları görüyorum gökyüzünde. Gecenin bu şaşkınlığı bir takım insanlarda da var, onlar da sıkıntılarını çaktırmamaya çalışsalar da yüksek dozlu kahkahalarından anlaşılır.
Gece yıldızları niye cebine koyar detaylı anlatayım. Güneş hiç uyumaz, sevdiceği vardır burada, hep onu izler. İzlenilen farkında değildir ve bir başkasına aşıktır. Bu fark edilmeme canını yakar güneşin ve yanmalar sonucu parçalar kopar, ışık hızıyla önüne geleni yok etme amaçlı hareket eder galakside. Yıldızlar da haliyle yanarak ölmekten korkarlar. Onları suçlayamayız, ölüm pek sevimli gözükmez çünkü.
Gecenin derdine gelecek olursak, o yıldızlardan daha çok korkuyor aslında pelerinimi çalmasının da, güya yıldızların titrekliğinden utanmasının sebebi de bu. Korkusunu gizlemek için bunları kullanıyor ama malesef onun bu korkusunu saklama saçmalığı yüzünden yıldızlar, cepte hastalanıp ölüyorlar, ışıklarının zayıflaması hastalıktan, azalmaları ise ölmüş olmalarından..
Gecenin şöyle de bi ibneliği var, o alev topları ilk cebe çarpacak ve yıldızlar ölecek ya ucu ona dokunmayacak falan..
Belki bir gün çok seveceğim biriyle pelerinimi almaya gideriz?
http://www.youtube.com/watch?v=4V5GfkF7Zho
Bulutsuz gecelerin geride kalan yazla beraber uzaklaşmış olması, pelerinimi o bulutsuz gecelerin hala yanımda kalmak için giymiş olma ihtimalini seviyorum ama sebebi başka, biliyorum.
Güz ve kışta yıldızları göremiyoruz. Çünkü pelerinimi çalan gece onları cebine koyuyor, benim yaptığımın bir alt modeli. Ben sıkıntılarımı o da sözde utançlarını saklıyor cebine.-yıldızlar geceyle ilintilidir ve gece yıldızların titremesinden utanır onu cebine saklar- Ama iç cebine koyması lazımdı. O dış cebe koymuş o yüzden arada bir yıldız parıltıları görüyorum gökyüzünde. Gecenin bu şaşkınlığı bir takım insanlarda da var, onlar da sıkıntılarını çaktırmamaya çalışsalar da yüksek dozlu kahkahalarından anlaşılır.
Gece yıldızları niye cebine koyar detaylı anlatayım. Güneş hiç uyumaz, sevdiceği vardır burada, hep onu izler. İzlenilen farkında değildir ve bir başkasına aşıktır. Bu fark edilmeme canını yakar güneşin ve yanmalar sonucu parçalar kopar, ışık hızıyla önüne geleni yok etme amaçlı hareket eder galakside. Yıldızlar da haliyle yanarak ölmekten korkarlar. Onları suçlayamayız, ölüm pek sevimli gözükmez çünkü.
Gecenin derdine gelecek olursak, o yıldızlardan daha çok korkuyor aslında pelerinimi çalmasının da, güya yıldızların titrekliğinden utanmasının sebebi de bu. Korkusunu gizlemek için bunları kullanıyor ama malesef onun bu korkusunu saklama saçmalığı yüzünden yıldızlar, cepte hastalanıp ölüyorlar, ışıklarının zayıflaması hastalıktan, azalmaları ise ölmüş olmalarından..
Gecenin şöyle de bi ibneliği var, o alev topları ilk cebe çarpacak ve yıldızlar ölecek ya ucu ona dokunmayacak falan..
Belki bir gün çok seveceğim biriyle pelerinimi almaya gideriz?
http://www.youtube.com/watch?v=4V5GfkF7Zho
20 Ekim 2013 Pazar
Bir ara
Hayır.
Buna da alışacağız.
Griyse gri
Hayat illa ki fışkıracak,
O boşluklardan.
https://www.youtube.com/watch?v=2vFOahAeVjQ
Buna da alışacağız.
Griyse gri
Hayat illa ki fışkıracak,
O boşluklardan.
https://www.youtube.com/watch?v=2vFOahAeVjQ
23 Eylül 2013 Pazartesi
Herkes Doğruysa, Hayırdır Lam Biz?
Diğeri değer yapanlara ithafen.
İnsan bir noktada hep esir aslında. Doğada serbest halde dolaşan bir insan düşünelim. Bu insan dünyada bulunmakla hem güneş sisteminde hem Samanyolu Galaksisi'nde hem de evrende yaşamaktadır. Marsa gidemez ama, hani özgürdük?
İnsan, özgürlüğü tanımlarken sınırlandırmak durumunda kalmıştır daha en baştan. ''Başkasını rahatsız etmeyecek şekilde istediğini yapabilmektir.'' Benim Mars'a gitmem kimi rahatsız edebilir? Özgürlüğün kısıtlanması daha onun tanımında başlamışken katıksız özgürlük mümkün değil. Yaşarken dünyaya, öldükten sonra sonsuza yahut yokluğa mahkumuz.
İnsan kendi doğrusunun en doğru olduğunu düşündüğü için onu canavar gibi savunur. Kendine taraftar bulamazsa ya da güçlü değilse, ezildiğinde özgürlüğünün kısıtlandığını savunur. Farklı farklı düşünceler, taraflar var. Hepsi de en doğru bilginin kendisine ait olduğunu ve ona inanılması gerektiğini savunur. Düşüncesinin zıddı olana ateş püskürür ve işi daha ileri götürüp onu ötekileştirir, kin duyar.
Dünyanın adaletli bir yer olduğunu söyleyemeyeceğim. Yanlışların doğrulardan çok olduğu genel bir kanı, kimse bunu reddetmeyecektir. Peki herkes doğruysa, biz de doğruysak, dünyada bir yığın yanlış varsa, ısırgan otu dokunulduğunda deriyi yaksa da uygun kullanımda faydalıysa, iyi görünen kötü, kötü görünen iyi olabiliyorsa doğrularımıza dönüp onu nasıl edindiğimizi, onun karşıtını niye reddettiğimizi incelesek daha iyi bir doğru bulabiliriz. Bu yöntem sağlam olmakla birlikte her yiğidin harcı da değildir benden söylemesi.
Kimse kimsenin kabuğunu kırıp içeri göz atma isteği duymuyor. Dikenli sarmaşıkların arasında böğürten olabilir. Bir kurt elmaya aşık olup onun içine bakmak isteyebilir, onun tadını alınca içinden çıkmak istemeyebilir. Bir deli kuyunun derinliğini anlamak için kuyuya bir taş atabilir, sonra bin akıllı o taşı o kuyudan çıkaramayabilir. İnsanları didik didik etmek harika bir şey. Tamam çöp insanlar var ama bazıları çok harika olabiliyor.
Düşüncelerimiz zaferimiz olsun istiyoruz. Çabalamadan, oradan, buradan duyarak doğru ilan ettiğimiz düşünceleri karşıdakinin tezini çürütmek maksadıyla her yola baş vurarak savunuyoruz. Bencil olduğunu söylüyoruz mesela. Fakat bunu söylerken ne kadar bencil olduğumuzun farkında olmuyoruz.
Aynı düşünmek farz değil, herkesin bizim fikrimizi kabul etmesi de zafer değil. Zafer birbirimize kıymadan, fikirlere saygı duyarak bir arada olabilmek. Çeşitlerle zenginlik yaratmak ama ayrı düşmemek. İyice sorgulayarak doğruyu bulmak. Birbirimizi hissedebilmek önemli olan. Düşünerek süzgeçten geçirerek.
İnsan bir noktada hep esir aslında. Doğada serbest halde dolaşan bir insan düşünelim. Bu insan dünyada bulunmakla hem güneş sisteminde hem Samanyolu Galaksisi'nde hem de evrende yaşamaktadır. Marsa gidemez ama, hani özgürdük?
İnsan, özgürlüğü tanımlarken sınırlandırmak durumunda kalmıştır daha en baştan. ''Başkasını rahatsız etmeyecek şekilde istediğini yapabilmektir.'' Benim Mars'a gitmem kimi rahatsız edebilir? Özgürlüğün kısıtlanması daha onun tanımında başlamışken katıksız özgürlük mümkün değil. Yaşarken dünyaya, öldükten sonra sonsuza yahut yokluğa mahkumuz.
İnsan kendi doğrusunun en doğru olduğunu düşündüğü için onu canavar gibi savunur. Kendine taraftar bulamazsa ya da güçlü değilse, ezildiğinde özgürlüğünün kısıtlandığını savunur. Farklı farklı düşünceler, taraflar var. Hepsi de en doğru bilginin kendisine ait olduğunu ve ona inanılması gerektiğini savunur. Düşüncesinin zıddı olana ateş püskürür ve işi daha ileri götürüp onu ötekileştirir, kin duyar.
Dünyanın adaletli bir yer olduğunu söyleyemeyeceğim. Yanlışların doğrulardan çok olduğu genel bir kanı, kimse bunu reddetmeyecektir. Peki herkes doğruysa, biz de doğruysak, dünyada bir yığın yanlış varsa, ısırgan otu dokunulduğunda deriyi yaksa da uygun kullanımda faydalıysa, iyi görünen kötü, kötü görünen iyi olabiliyorsa doğrularımıza dönüp onu nasıl edindiğimizi, onun karşıtını niye reddettiğimizi incelesek daha iyi bir doğru bulabiliriz. Bu yöntem sağlam olmakla birlikte her yiğidin harcı da değildir benden söylemesi.
Kimse kimsenin kabuğunu kırıp içeri göz atma isteği duymuyor. Dikenli sarmaşıkların arasında böğürten olabilir. Bir kurt elmaya aşık olup onun içine bakmak isteyebilir, onun tadını alınca içinden çıkmak istemeyebilir. Bir deli kuyunun derinliğini anlamak için kuyuya bir taş atabilir, sonra bin akıllı o taşı o kuyudan çıkaramayabilir. İnsanları didik didik etmek harika bir şey. Tamam çöp insanlar var ama bazıları çok harika olabiliyor.
Düşüncelerimiz zaferimiz olsun istiyoruz. Çabalamadan, oradan, buradan duyarak doğru ilan ettiğimiz düşünceleri karşıdakinin tezini çürütmek maksadıyla her yola baş vurarak savunuyoruz. Bencil olduğunu söylüyoruz mesela. Fakat bunu söylerken ne kadar bencil olduğumuzun farkında olmuyoruz.
Aynı düşünmek farz değil, herkesin bizim fikrimizi kabul etmesi de zafer değil. Zafer birbirimize kıymadan, fikirlere saygı duyarak bir arada olabilmek. Çeşitlerle zenginlik yaratmak ama ayrı düşmemek. İyice sorgulayarak doğruyu bulmak. Birbirimizi hissedebilmek önemli olan. Düşünerek süzgeçten geçirerek.
30 Ağustos 2012 Perşembe
26 Temmuz 2012 Perşembe
Boşluk
Yara aldıktan sonra kendi içinde itildiğin yer.
Karanlık, sinir bozucu ve iyileşmedikçe içinden çıkamayacağın şeyin adı.
Tarifini aradığın şeyi bulamaman, halbuki
o tarif araftan kurtulmanı sağlayacak kapının anahtarıyken.. Sonuçsuz kalmaktır
boşluk. İçimizde büyür ve de. Hal böyleyken ileriye gitmek pek mümkün olmaz.
Ondan kurtulmak gerekir. Bunun yolu o boşluğa uygun insanlar yerleştirmek
değil. Çünkü içimize aldığımız insanlar bir yaradır. Bu, hastalığı yenmek için
kullanılan zararı azaltılmış zehirler gibi. İyi etse de bünyeyi zayıflattığı su
götürmez bir gerçek.
İnsanlar iyi gelir evet, birçok şey
öğretirler belki de. Ama kalıcı olmadıklarından daha büyük yaralar bırakırlar
yeni yaralar, yeni ve büyük boşluklar demek.
Yaraların güçlendirdiği mevzusu ise her
zaman için doğru değil. Eğer hatalarından ders çıkarmayan bir moronsan
paçavraya dönene dek yara alırsın. Ama görmesini bilirsen hatalarından bile
kazançlı çıkarsın. Şirinleri görmek artık hayal değil.
Bazı şeyler mecburidir tüm nefretimize
rağmen yapmamız gerekir. Yaşamamız gerek, ölene kadar. Bu süre zarfında yara
almamız kaçınılmaz, bu tercihlerimize ve tutkularımızla yakından alakalı. O
boşluğa bir insan koyarsan ondan yara alırsın, bir fikir koyarsan ve
yanılmışsan ondan yara alırsın. Fikirler daha az acıtır ama. Çünkü hatanı
farkedip ondan vazgeçmek istediğinde sana küflü sözler savurmaz,
çirkinleleşmezler sadece mühürlenirler. Boşluk yaralarla beslenen bir
yamyamdır.
Yakanı kolay bırakmaz, geçmişe benzer
biraz. Sen kurtulmak istersin, kaçarsın, peşini bırakması için uğraşırsın ama
bunları bataklığın içinde olduğunu bilmeden yaparsın. Çırpındıkça daha çok
battığını bilmeden. Boşluk bizi kuklaya çevirir, geçmiş bizim ustamızdır,
anılarsa ellerimizi ve ayaklarımızı kontrol eden ipler.
Kurtuluşu bulamamak sinir bozucu o
bataklıkta gırtlağına kadar batmış olmakta. Ki artık inanç bile can simidi
olamıyorsa. Şüpheler gölge gibi ruhumuza düşüp bizi öldürmeye azmediyorsa ve
usta ipleri elinde tutmakta ısrarcıysa ben
de gözyaşlarımı içimde biriktirmeye devam ederim. Belki büyük patlamada ölüm
etkisi yaparlar üzerimde.
Evet benim içimdeki boşluk hem insanlar
hem de fikirler yüzünden devasa boyuta ulaştı. Canım bu kadar yanmasa ya da
rahat nefes alabilsem hiç kafa ütülemeyeceğim. Ama artık acıların hamallığını
yapamıyorum. Anlattığımda ve çare aradığımda başarılı olamadım ve şu an en
nefret ettiğim şeyi yapıyorum. Zamana bırakıyorum.
Ne kadar iyileşir bilmiyorum. acıların
ruhumla kaynaşmasından nefret etsem de başka çıkar yol bulamıyorum. Tek
bildiğim mızmızlanmayı kesip bir şeyleri düzeltmem gerektiği. İnsanlara acı
veren şeyleri düzeltmem gerek. Bunun içinse önce benim düzelmem gerek. kendime
verdiğim cezaya nokta koyup, çırpınmaktan vazgeçerek başlayabilirim. Şu an
kendimi kandırıyor olabilirim bunu zaman gösterecek. İnsanları küflendiren
lanet bir şeye muhtacız ne kadar zavallıca.
http://fizy.com/#s/3wd6dm
http://fizy.com/#s/17r9t6
http://fizy.com/#s/1b1be2
25 Ocak 2012 Çarşamba
ANLAMALISIN
Ne için yaşadığını anlaman gerekmiyor mu?
Bir şansın daha yok, yere düşecekken tutacak yer araman normaldir, hani bataklıktan kurtulmuş biri bataklıktakileri çıkarmak ister. Çünkü hatasıdır bataklığı, diğerlerine ışık olmak ister.
Nefes almak zordur bataklıkta, derine çeker seni karamsarlık, sen de, seni anlattığını düşündüğün şarkılar dinlersin, daha da batarsın, ardından senaryolar yazılır belki de, bilmezsin, adın silindikten sonra dünyadan, bir bataklık yüzünden film olsan hiçbir şeye yaramaz bu.
Hala nefes aldığına göre birilerine sesini duyurabilirsin, yanlışlarını düzeltebilirsin, nefeslerin sayılı fakat ardı geldiğine göre devam etmelisin hatalarınla, yürümelisin ama, hatasız bir yolda telafilerinle yürümelisin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)