25 Şubat 2020 Salı

Niyetin Yetmediği

Niyet eşiğin öncesi. Üç kapıyı da aralayan.
Döngünün yasa olduğu yerde tek başına bir hükmü yok. Bu kadar mühim olan şeyin sürece hakim olamaması aslında bütünü dengeliyor. Denge dışarıdan bakıldığında görülüyor fakat durum içerisinde görmekte zorlanıyoruz. Bütünü dengeliyor çünkü niyet ettiysen çaba göstermeli, çabada sebat etmeli, haklı ve güzel bir mücadele vermeli. Bunları yaparken hayatı unutmamalı düştüğünde canının yanacağını unutmamalı. Her düşüşün acı vereceğini, daha az acıtsa bile yaşam süresince düşüşlerin olağan olduğunu, acının sevimsiz bir gösterge olduğunu. Çaba ziyan olduğunda, niyetinin güzelliği canını acıttığında, kanayan şeyin sizi neye dönüştürdüğü, dönüşümün yararlı olup olmadığını... Aslında cümleleri daha iyi bağlamalı, bunu ileride tekrar vurgulamak içimi rahatlatacak. Niyetin kapıları aralaması için gereken süreç yaşanmazsa öğrenme sağlanamıyor. Bu sebeple yapılacak olan iyi yapılmalı. Tarif eksik kaldığında öğrenme gerçekleşmiyor. Öğrenme olmadığında niyet tamamlanmıyor.

Döngüler kendi içinde yeni döngülerle büyüyor. Genelde ikilik görüyoruz ama bir yetmediği için iki, iki yetmediği için üç ve daha fazlası var. Sonu başlatmadan evvel gereken büyüme, bu devasa büyümenin durması ve nihayetinde büzüşmeyi başlatması, görülebilen esas diyebileceğimiz döngü. İkilik, üçlük ve çoğalma bir bakıma tez, antitez, senteze paralel. Tez, antitez ve sentez meraka, eleştiriye, kötü yorumlara ve neredeyse haksızlıklara yol açıyor. Bu çok yorgun bir süreç. Sonu bilinen yine de her şeye rağmen yapılan, belki de yapılması gereken. Yapılmaması hiçbir şey değiştirmezdi, yapılması da niyeti aşarak bekleneni vermedi, değiştirmek istenileni değiştirmedi. Çünkü çok etmen vardı. Yapılmasaydı sessizlik bozulmayacaktı, yapıldı, sessizlik bozuldu, sesler zamanla çoğaldı, karıştı yeni sorunlar doğdu ve içinde büyümeye devam etti, ediyor, edecek. Bir savunma değil ama bir bakış sunmak gerekirse, sessizliği bozmamak bize bir şey sağlamazdı, sessizliği bozmak da bir şey sağlamadı sadece sessizlik ve ses bilindi. Doğmak ve ölmek ikiliği kendi aralarında bir gün tükenecek  olan büyük çapta bir çoğalma başlattı. Eksiltilen şeyler ve uyumsuz parçalar için burada kaybolmak üzücü, anlamsız fakat sezilmeleri engellenemez. Görmek istenilen de görülebilir, gizlenilen de görülebilir. Açık olmak önemli fakat dil her ne kadar açmak için olsa da bir o kadar örtüyor. Zıttıyla ve getirileriyle bir arada olmasına rağmen bağ yok ve bağlanma mümkün değil. Bu, niyetin dışına taşanlar, sonucu bilinse dahi yapılanlar, üzen sonuçlar karşısında haklı olmanın iç rahatlatmaması, aksine haklı olmanın acısı buruk, yorgun, zorlu.

Ağaç doğası gereği dik yükseldi. Yürümesi gerekiyordu, bu gereksinim onun özüne aykırıysa da  yaşaması için elzemdi. Sancılar kaçınılmazdı, başladı. Acılar şifayı arattı. Bir şey daha doğdu yahut açığa çıktı. Yürüyüş süreci devam ederken öğrenilenler hamdı çünkü olmak ölünce mümkündür. Bu hamlık şifanın paylaşımına dairdi. Bilinen, şifanın paylaşılması gerektiğiydi ve ağaç paylaşmaya razıydı. Olmak çok tuhaf bir biçim. Çünkü çok çeşidi var, göründüğü gibi olmak, olduğunu sandığın, olmadığını sandığın, olmaktan korktuğun, olmaktan korkman gereken, aslında olmaktan korkmaman gereken, olduğuna memnun olman gereken ve malumunuz çokça devam edebilir bunlar. Sonu başlatıncaya kadar büyüyecek. Ağaç ise olduğu gibi  görünüyordu, burada bildiğiniz üzere ve maalesef bir ama var. Ağaç, olduğu gibiyse de anlama çeşitleri çok fazlaydı. Çünkü karmaşa büyüyor bir başladığı için iki, iki başladığı için üç ve sona gidinceye kadar yola başka şeyler de vasıl oluyor. Ağaç, şifanın hak edene verilmesi gerektiğini biliyordu. Niyeti kapılardan geçmişti, iyi öğrenilmişti. Fakat herkes şifaya ihtiyaç duyardı. Paylaşmak iyiyi çoğaltırdı, gereken iyiliği yaymaktı. Hatanın doğumu hak etmeyene iyilik yapmaktı. Doğum başlayınca artıyor, çığlar çığları kovalıyor. Yanlışların hep bedeli olmuştur. Adres yanlışsa buz ağacının meyveleri olgunlaşmadan düşüyordu. Ağaç zaten ait olmadığı bir topraktaydı. Yaşam ısıyı ister. Dökülen buzlar topraktan köklere geçtiğinde çürüme başlar. Sıcaklık yaşamak için gereken zehirdir. Bunun herkesi öldüren bir zehir olmadığını belirtmek durumundayım. Sizin şifanız ona zehir olabilir, onun zehri bir başkasının devasıdır. Ama ağaç kökleriyle şifa vereceği birine değdiğinde, o şey kötü bir şeyse buzlar hızla düşüyor ve çürüme hızlanıyor. Ağaç yine de şifayı paylaşmalı ama ölecek, paylaşmasa da ölecek -çünkü ölüm haktır, hak ise doğaldır- çıkış varsa bu ikisinin arasında çoğalacak ama bu engellenemeyen çoğalma, ağacı çok yıpratıyor. Çünkü çürüme görmesine mani oluyor. Görmek içinse sağlıklı olmak gerekiyor. Sağlıklı olmak içinse çürümeyi durdurmak ve hasarı düzeltmek gerekiyor. Ağaç doğumu sonlandırmak gerektiğini biliyor fakat doğumun devam etmesi gerektiğini de biliyor.

Doğurmak büyük sorumluluk gerektiriyor. Her şey, doğuracağı için doğurduğunu iyi yetiştirmek zorundasın. Çünkü ilgilenmediğinde doğan şey güzel olsa da ölüyor. -Ölmese, tutunmayı başarsa yaralı oluyor. Elbette yara insanın hakkıdır fakat yara yolda alınmalı, yaralı doğmamalı.- Güzellik elflerin yitik hatırası. Bir şiir doğurmuştum. Sevmiştim, içimi ısıtmıştı. Bilmiyordum bir şiir nasıl korunup kollanırdı. Şiir soldu. Verdiği duygu artık yok. Gitmesi gerekli miydi bilmiyorum. Gitmeseydi içindekileri seyretmek beni mutlu edecekti. Ölümler çoğaldı ve bu doğaldı. Yapım artarsa yıkım da artacaktı.

Şair hayatı istemişti, istemek de çokluklarla bulunur. İstenilenler bazen elde edilir ama bahsimiz oldurulamayan durumlar. Her şeyi yapmak ve istediğimiz sonucu alamamak, hayatı istemenin, attığımız tiratların, mücadelemizin, umudumuzun, kırgınlığımızın, acımızın; toplu ama uyumsuz bir aradalığı. Bir şey yapmak istemiştik. Öğrendik, böyle bütün halde verilmez, minik minik işlemeli. Ahmet Mithat Efendi de iyi bir şey yapmak istemişti. Yaptıkları iyiydi fakat yeterli değildir denildi. Diyenler, çok az yaparlar fakat dil kemikli değildir. Evet belki aşmak gerekirdi Ahmet Mithat Efendi'yi. Bu bir telafi yahut koruma değil. Olması bir şeyi değiştirmez çünkü. Onun iyiliği çoğaltılmadıysa, doğurma gücü iyilik dışındaki çokluklara harcandıysa ağacı yıpratmaya son vermeli. Bir şey yapmalı diyerek yola çıkmışlardı, destek gerekir böylesine. Desteksizlik zaten yıkıyor, üstüne itmek?

Birlikte, ahenk yoktu, sağlanamamıştı ve sağlanmaya çalışılmamıştı. Doğum ahenkten nasibini yeterince alamamıştır. Bir başka evrende ağaçlar göğe, çiçeklerini iç rahatlığıyla açabiliyordur umarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme