bir gün oraya doğru yürürken düştüm
içimde yıkık kumdan kale yorgunluğu
biliyorum orada olsan sıkıca tutardın
yüzümü okşardın titreyen ellerinle.
yoktun
zemine çarparken seni çok özlediğimi hissettim
seni çok özledim
seni çok özledim
keşke özlemesem
çünkü çoktan bitti
beni sakın affetme.
25 Kasım 2017 Cumartesi
18 Kasım 2017 Cumartesi
çürük
kalk hadi
dikilmeye devam et
önünde surun
maddesi neydi onun?
daha başka
nasıl aşılacağını bilmiyorum
sanki aştığım tüm engellerin ittifakı.
kutsal mı bilmiyorum.
28 Ekim 2017 Cumartesi
asla şiir değil sadece bir manzume
bir boşluğun sınırından bakıyorum
acı hissi çok uzaklaşmış
yorgunum ve rüzgar köstek oluyor
eskisi gibi değil
ayakta durabilmek
ya da düşmek umurumda değil
nasılsa devam edebileceğim
sonbahar hoşuma gidiyor
turuncu
bir gidiş ama bilinişi dirilişin
takatim kalmıyor bazen
çöküyor ve oturuyorum kıyıma
bedenimin hiç ağırlığı yok
o kadar ki varlığıma inanamıyorum bazen
sadece rüzgar göğsümden içeri girip
ağrılarımı tetiklediğinde
evet diyorum sanırım varım
ama çarpıp gitmiyor
içime işliyor
ve örseliyor.
daha iyi
boş bir ifade
sadece zihinden ibaret olmak
sadece.
kendime sarılmak zorunda kalacağım acıları istemiyorum
bataklıklara meylim var
tekrar boğulmak istemiyorum
kaybetmekten korkacağım bir şey kalmadı
sakince kalkacağım şimdi
içim bir şeye acımıyorken.
mutluluğum için.
7 Ekim 2017 Cumartesi
dumanı üstünde
nokta
bir şey.
nasıl?
sen bu cümleye ait değilsin.
dar sokaklarda koşturan
çırpınan, yıkılan, devrilen.
sen küçük, sen güzel,
sen
sen
sen
sen bir çıldırış.
aitken değil.
doğurganken kısır
bir çocuğun sorusu
bir akşamın telaşı
anlatmaya değil belletmeye
inadına doğruya
inadına sevgiye.
ara sıcak bulutların ardından
gelen ay
ışığınla vaftiz et bizi.
korkarak, üşüyerek
sebepsiz.
yerin yurdun bura değil.
kökün harap, toprağın kayıp.
yine bilemedin ellerini nereye koyacağını.
senin elini gökler tutsun.
12 Eylül 2017 Salı
bilinmeyen yerden
ne kadar itina gösterilir
seçilirken içimden
bir şarkı çalmaz
ben ahu gibi bakamam
sevgiyle dinlenilmez artık
o köprü güzel adımlanmaz artık
diğer uca baktığında içi tatlılıkla burulmaz
masala meylettim
niyet edilse anlatmaya
bu kaba
bu inceliksiz
zarafetin kıymetini bilmeyen
kendimizi işlemeyi unutturan!
isyanla mı olacak
durulsun sular.
seçilirken içimden
bir şarkı çalmaz
ben ahu gibi bakamam
sevgiyle dinlenilmez artık
o köprü güzel adımlanmaz artık
diğer uca baktığında içi tatlılıkla burulmaz
masala meylettim
niyet edilse anlatmaya
bu kaba
bu inceliksiz
zarafetin kıymetini bilmeyen
kendimizi işlemeyi unutturan!
isyanla mı olacak
durulsun sular.
27 Haziran 2017 Salı
mayası araftan olanın?
yollarda imgeler paçama yapıştı. düz bir cümle kurdurmadılar beynimi kemirirken. kanımda birikip, büyüyüp, damarlarımdan taşmak istedi. sahil, yıldızlar, dostluk ve aşkları; onların. ve bir kafanın içindeki tüm saldırgan soruların kısa bir süre susması. ama iğdiş etmesi başka bir elin. iğdiş
itina ile kanat
geriye baktıkça görebileceğim kadar
derine işlesin
ince ince
şefkatle bakabilmem için geçmişe.
efkardan uzak
kaldırım taşına oturduğun bir akşam
mesafe kalmamışken hiç
çehren belki soluk
kıyısındasın belki bir ayrımın
neticede sen bir yolcusun
ne zaman ulaşacağını bilmeden
nasıl diye sormadan
noktasız, hesapsız sadece onu arayarak
kurtulamadan o ellerini kıran tutkudan
bilmek için delice çabaladığın tek şey için
yalnız yürürken hücum eden, ama canını acıtmadan.
seni hiziplere bölüp yine sana düşüren.
belki de huzur uzakta değil. babamın secdeye varan alnındaki o teslimiyet.. bir farkımız da yok ki! ben her şeye mukavemet ettim sadece. ama Tanrı'ya değil. "o her zaman ve her yerde var." bana bakıyor, görüyor, izliyor. sevincimi, neşemi ve hüznümü. kendimi mayalayışımı ve baltalayışımı.
yakarışımı.
bunlar kayda geçerken bu çalıyordu.
itina ile kanat
geriye baktıkça görebileceğim kadar
derine işlesin
ince ince
şefkatle bakabilmem için geçmişe.
efkardan uzak
kaldırım taşına oturduğun bir akşam
mesafe kalmamışken hiç
çehren belki soluk
kıyısındasın belki bir ayrımın
neticede sen bir yolcusun
ne zaman ulaşacağını bilmeden
nasıl diye sormadan
noktasız, hesapsız sadece onu arayarak
kurtulamadan o ellerini kıran tutkudan
bilmek için delice çabaladığın tek şey için
yalnız yürürken hücum eden, ama canını acıtmadan.
seni hiziplere bölüp yine sana düşüren.
belki de huzur uzakta değil. babamın secdeye varan alnındaki o teslimiyet.. bir farkımız da yok ki! ben her şeye mukavemet ettim sadece. ama Tanrı'ya değil. "o her zaman ve her yerde var." bana bakıyor, görüyor, izliyor. sevincimi, neşemi ve hüznümü. kendimi mayalayışımı ve baltalayışımı.
yakarışımı.
bunlar kayda geçerken bu çalıyordu.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)