23 Kasım 2013 Cumartesi

O İz

Kendimi kusmak istiyorum. Yaşamdan da yaratılandan da hatta bazen yaratand..
Oyulmuş kabak gibiyim. Manasız. Çünkü tam değil. Boşluk doldurmuşlar içime, alabildiğince. Mana koyacakları yerde, kötürüm yapmışlar.
Çürüyerek gidiyoruz ölüme. Ya akıl ya vicdanlar çürüyor. Bedenin çürümesi o kadar fena değil. Hem üstünde çiçek açmaz hiçbir ruhun. Ama bedenin öyle mi? Toprak olduğu anda nazenin bir çiçeğin kökleriyle sarmalanır. Peki ya ruha ne olur biliyor musunuz? Yanıyordur büyük ihtimalle. Yanmak için çok sebep var. Belki anlamamıştır, belki anlamaya çabalamamıştır, belki anlamazdan gelmiştir, belki acı vermiştir, belki anlayıp isyan etmiştir!
Gecenin ortasında yalnız bir çocuk. Korunmasız. Korunmasız çünkü bu saatte evde olması gerekir ama ev yakılmış. Evleri yanmışsa anne babası korumalı ama onlar vurulmuş. Ev yanmamış, onlar da ölmemiş olsun ve de gece, çocuk yine aynı yerde olsun, yalnız ve yorgun. Bu öncekine nazaran daha trajik aslında. Ne ev yuva olmuş ne sperme yardım ve yataklık eden mahluk derman olmuş. O ise kendini karanlığa saplamak, çökmüş olduğu yerden toprağın kendisini emip yok etmesini  isterken çaresizliğe bulanmış halde. Doğal tepkilerini kaybeder önce. Ağlayamaz. Gururdan ya da zayıf hissetmesinden değil. Ağlayacak gücü bulamamasından ve kendine ağlayacak kadar önemsememesinden kendini.
Bu hale geldikten sonra yani toprak seni emmediğinde ya da rüyanda bataklığın ortasında kurtulmak için çabalamadığında bir iz kalıyor. Başa döndüğünde gördüğün bir iz. Bozuk plağa döndüğünde gördüğün. Kendine ve seni sen yapan ne varsa sövdüğünde gördüğün. Değişmeye çalışıp başaramadığında ve de. İşte o iz, kaçıncı kez başa sardığını bilmek için çentik attığın, -çünkü zamanı ayarlayamazsan delireceğini düşünmüştün- delirmemek namına. Sonra aklında bir anlamı kalmadığını farkettiğinde. O iz işte.
https://www.youtube.com/watch?v=vr0NBPRMe2E

1 yorum: