19 Ağustos 2013 Pazartesi

O..

Karanfil, zencefil ve toprak kokularının karışımı gibi hissetmek. Edebiyat parçalamak için kurulmuyor cümleler. Kalbine ulaşsın hissedesin diye. Zencefilin acı, karanfilin güzel kokulu ama acı bir tadı olduğunu ve toprağın her şeyi bağrına basabileceğini hissetmen için.

Atilla İlhan misali yaşamak bir nevi lanet. ''Beni sevmiyordun bilirdim, bir sevdiğin vardı duyardım''ı yaşamak desem daha doğru olacak. Usta sonuçta. Kırıp döken o. Ben onu severken -her şeyden çok ve hiç hak etmediği halde-  sevilmemek, yalnızlığın kucağına düşmek ve bir de onun o kevaşe ruhluyla mutlu olması ya da  onunla mutsuzluğa razı olması. Onların hikayesinde 3. şahıs bile olamayışım.

Gözlerimin nemlendiği bir sırada; ''Susadım gözlerinden içebilir miyim? diyebilirdi ya da ikimizin de dudaklarının  da yalnızlıktan yorulduklarını bahane edebilirdi.

Burada olmamasından ziyade olmamış olması sorun. Hatta o olmasa da onunla olacak olması.

Sigaranın dumanını ıslatan çayla birlikte bir de yalnızlığım. Aynı büyümeye başlayan -kaktüs iğneleri gibi büyüdükçe sertleşip sivrilir- kaktüs gibi acıtır o yalnızlık. Saçma sapan şeylerle boğulur onsuzluk. Onu o yapan tek şey bizim sevgimiz, sevgilerimizdir..

Onun 'o'sunun hiçbir şeyi bizim 'o'muza layık değildir. Hatta onun 'o'su onu haketmemiştir, bizim kadar sevmemiştir.

Bir gün farkedip gelebilir bize. Liman ya da kürkçü dükkanı olmayı gururumuza yedirebilirsek ne ala. Ama Zeki Müren'i ve şarkılarını yaşatmak istiyorsak ''sen kimseyi sevemezsin, sevmeyeceksin kuru bir yaprak gibi sürükleneceksin''i armağan eder, mutluluklar dileriz.

Acı kalacak ondan ve izler. Bunun nedeni kendimizden olmayan şeyin bizi hırpaladığında izler ve yaralar bırakacak olmasından.

Sonrası acı, depresyon, toparlanma dönemi. Salak değilseniz kendinize bunu bir daha yaşatmazsınız. Demek istediğim umarım yaşamayız.

1 yorum: