20 Temmuz 2013 Cumartesi

Ölü Sandığı

  İçimizde hep bir insan için daha yapılabilecek kadar sevgi ve mahrem var. Mahremimizden yaptığımız o cam çocukları ona verip oyuncak edişini izler ve üzülürüz. Çoğunlukla hafifletici sebepler bulup ona hak vermeye çalışarak acımızı kabartma tozu dökülmüşçesine büyütürüz. Yaralarımız büyür ve benim gibi empati manyakları onun sebeplerini, kendi hatalarımızı düşünerek deşeriz ve kanarız. Buna rağmen ağlamayız. Sanki o birkaç sefil gözyaşı bizi koruyacakmış gibi. Halbuki kovsak onları lanet de bitecek belki. Mazoşist olduğumuzdan mıdır nedir kendimize güçlü olduğumuzu bir kez daha ispatlamak için, kızılca bir ağlama krizini boğarız içimizde. Çaresizliği ve acizliği yudumlamaktır çünkü ağlamak. Vakitsiz açan çiçekler vardır. Karda donarlar ve meyve veremezler. Bir de vaktinden önce solan yapraklar. Güneşin kavurucu gazabıyla yanıp umursamaz sokaklarda savrulurlar. Bazen çaresizliğini boğan bir kadının saçlarını okşar, bazen de aynı çaresizlikten muzdarip bir adamın ayakkabısının altında son çığlığını atar.

  Bir ölünün sandığının üstünde, tüm acı, kabus ve yorgunluklarını koyduğu sandığın ama. Yine de onun eski radyosundan yükselen ''ne bu sevda olaydı ne bu ayrılıklar''ı dinleyen ve kederli bir fincan çay içen o çocuk, kalbinin bir yerinde onu bu karanlıkta o daracık yerde nasıl bıraktığını fakat onun karanlıkta bıraktıklarının ilki olmadığını.. Şimdi burada olsa parfümüne karışmış tütün kokusuyla bir şarkı patlatıp ''üzülme be, geçer'' demesini, ardından; cahiliyede de putperestler helvadan putlar yaptığını ona taptıktan sonra yediklerini ve benim bu mahremimden cam bir çocuk yapıp onun ellerine bağışlayıp, yardan ziyade, ona olan aşkımı sevme stilime aşık olduğumu ve yaptığımın tıpkı putperestlerin yaptığına benzediğini söyleyip, sigarasından bir fırt daha aldığını..

  O zamandan beri biliyorum aslında güvenmemem gerektiğini . O söz vermişti 'ölmeyeceğim, iyileşeceğim, bırakmayacağım seni'  demişti. Ve evet sözünü tutmadığı için bıraktım onu orada bir başına. Ben söz vermemiştim ama, ne kendimi ne de başkasını kandırmamak adına. Bir çiçeğin vaktinden önce açmasına izin veremezdim ya da vaktinden önce solmasına. Onun yerine fincanımdan bir yudum almıştım şimdiki gibi. Bir damla yaşın eşliğinde, beni koruyamayacağını bilerek, lanetten kurtulmak için.

http://www.youtube.com/watch?v=aLcHqhfXndU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder