30 Haziran 2013 Pazar

Bir Çuval İnciri Berbat Eden Dikenli Teller

 Bir çuvalın üzerine oturdum, içten içe ağlıyorum. Toparlayabileceğim bir şey değil bu sefer. Kırık olsa bir araya getirip eski haline benzetebilirim. Değil ama, daha başka, daha kötü. Oturduğum çuvalın içinde incir var. İçimin karanlık kuytu odasından çıkıp iskeleye oturdum, gidişini izliyorum. Dönmeyecek. Arkasına dönüp bakmadı, bir kez bile. Fırtınaya tutulabilir, alabora olabilir, silinip unutulabilir. birçok ihtimal var onun için. Benim için? Bir parçamı oraya bırakıp beklerim. Kalanımla devam ederim. İhtimal yok bile.
 Duvarları var. Aşmayı denedim. tırmanma konusunda fena değilim, yükseklik korkum yok. Bu konuda yalnız değilim. Benden önceki de öyleymiş. Çünkü o duvarları ruhumu yırtan dikenli tellerle çevirmesini başka bir nedene bağlayamıyorum. Ruhuma yama yapmak zorunda kalacağım aklıma gelmezdi. Pejmürde bir ruh! Tam da bana yakıştığı üzere.
 Bıraktığım parça, devam ettiğim kalanım olmalıydı. Tam aksine. Bundan çıkardığım ders duvarlarımın arkasına geri dönmem gerektiği. Onun duvarları yüksekti. Onların arkasındakini görmek için sabırsızlanıyordum. Ne mi vardı? Tam olarak şöyle; küçük, şımarık, işine geldiği gibi davranan korkak bir bebek. Sinirimi analizlerime bulaştırmam.
 Güneşten kopan parçalar yüzünden yıldızlar korkudan titrerler. Ölüm korkusu, yaralanma ihtimali, yeni bir acı belki de. O korkak, yıldızlar kadar çaresiz değil. Dikenli telin sebebi korkuları. Çaresizliğini sıvama yolu bile küçük düşürücü. II. Dünya Savaşı'nda kardeşiyle savaşa gitmişti bir Alman. Kardeşi kolları arasında ölmüş, o yaralamıştı. Eve döndüğünde haber -o katran kokulu, atom bombası gücünde olan- annesini dondurdu. Hitler oğlunu almıştı. Yaşamak zorundalığı cesede çevirmişti kadını. Oğluysa her şeye rağmen yaşamayı seviyordu. Bu durum onu utandırıyordu ve soğuk bir sabahın  ayazında taburesinden aşağıya bıraktı bedenini. İlmiği öptü yaralı bir ruh. Havaya çaresiz gazinin son nefesi karışmıştı o gün. Bir korku ölmüştü aynı zamanda.
 Gece lacivertine perde olan bulutlarla kaplı. Yıldızların korkusunu, titreyişlerini örtüyorlar. Dikenli teller yok. Zavallı değil yıldızlar. Minnettarlar bulutlara. Korkunun barizliği yaralayıcı korkan için. O yüzden minnettarlar. Uzaklık hissedilmeyi engellemiyor.
  Dikenli tellere sığınmasaydı ona yardım ederdim. Seve seve yapardım. Ruhumu yamamak zorundalığı, faili ben miyim o mu? Bulutlar aralandı. Birkaç yıldız hissedilmişliğin memnuniyetiyle gülümsüyor. Mesafe yok. Hissediyorsan.


http://www.youtube.com/watch?v=s3S0SJrBN_g

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder