26 Ekim 2012 Cuma

Son Düğüm Olsaydı

1
Eskisöylemciymişim gibi hissediyorum. Anlatsam kimse anlamayacakmış gibi. Mevzuyu bu kadar anlaşılmaz hale getiren ne peki? Sorgulamayışları? Vurdumduymazlıkları? Cahillikleri? Sanırım hepsi.
Geleceğimiz lağım sıçanlarının da içinde olduğu bir kafesin içinde. Onu ete kemiğe büründürsem kemiklerine varana dek kemirecekler. Böyle bir çaresizliğin içindeyken umut bağlayacak ne var? Birileri tarafından proleter diye sınıflandırılıyorsam? Bunun benim için önemi yok. Sıfatlarımızı biz seçeriz. Sorun şu ki beni budamaya çalışıyorlar. Korkumun sebebi onlar değil, budanma ihtimali.

Bir fikre sadece benim inanıyor olmam deli olduğumu göstermez. Ama gerçek deliler fikirlerime suikast düzenleyip beni geçmişten, gelecekten silerlerse? ''Bir fikri öpemez ona dokunamaz veya onu tutamazsınız. Fikirler kan ağlamaz. Acıyı hissetmezler. Sevmezler.'' diyordu V. Sadece stratosfer bilecek bile olsa onu öldüremezler.
Bunun yanında silinecek o kadar insan var ki yapaylıklarından,cahilliklerinden, yanılgılarından ziyade onlara acımamın sebebi hiçbir zaman gerçeği bilemeyecek olmaları.

Yanılgı hali hafif bir boşluk hissettirse de endişelendirmiyor. Farkındalık ise muammanın ortasına düşmek gibi.
İnsanları köle olmaktan kurtarma isteği. Ama çaresizlik. Farkındalık 101 no'lu odanın ne olduğunu bilmekten ziyade oradaki acıyı bilmek.
Planlarını bilmek farkındalık. Bir sürü ayakbağının olduğu dünyada çare arayan kör olmak farkındalık.
Ölen masumları seyretmekten öteye geçememek, hunharca silinen, sindirilen insanların varlığını bilmek ama belgeleyememek..

Er ya da geç planlarını gerçekleştireceklerini bilmenin çaresizliğinin ışığında çare arayışı. Bu da umut fakirin ekmeği başlığının altına kırmızı kalemle yazılacak bir açıklama.
Belki bu da bir tekniktir. Onları durduramaycağımıza inandırmaya çalışıyorlardır.
Onları durdurabiliriz.

ÖZGÜRLÜK KÖLELİK DEĞİLDİR..


2
Kelimelerle dolu bir mezarlık bu yazılar, ben sizin hem anneniz hem de bekçinizim .
İçimdeki düğümleri çözmek için yazıyorum fakat ya kalemin ya da benim toyluğumdan o düğümler biraz bile gevşemiyor.
Melankoli rüzgarları daha da arttı , sonbahar malum, umudun sararan yaprakları her yerde. Bazen birileri üstüne basıyor, umudun çaresiz şehadetini duyuyorum, ardından acımasız kahkahalar. Nefesleri tükenen  insanların o karanlık çukura hapis olmaları yahut toprağın ne kadar lanet olsa bile her insanı koynuna alacak olması.

Gazı bitmiş gaz lambasının ışığında gözyaşları, hayata dair hayal yılgınlıkları ve fonda ''Ah yalan dünya''. Ama ağabey..
Çıksam dışarı koşsam dermanım kesilene kadar, o ağrılar saplansa kalbime yine, geceyi kesen dolunayla bir başıma sokaklarda. İçimizde kırık bir ''ama cümlesi'' vazgeçiyorum, bir kahve daha.
Ne ağlamak, ne it gibi koşmak, ne konuşmak hiçbiri gelmiyor içimden. Biliyorum hep kontrol altındayım, isyanlarımı harfiyen biliyorlar,  her şeyimi karıştırıyorlar bir şey hariç. Sıkıyorsa yüreğimi de karıştırsanıza.

Çocukluğum beton yığınları ve ölüler arasındaydı. Gençliğimi de orospu fareleriniz  kemirmeye yelteniyor. Kaçmaya çalışıyorum önüm, arkam, sağım solum o iğrenç kemirgenler. Çaresizliğimin arasında bir çam iğnesi avuçlarımda, kaldırıyorum başımı alabildiğine gökyüzü. Minik bir tebessüm tek sığınağım o, onu kaybedemem çünkü o masum. Gökyüzünün şerefine gülüyorum ve inadına yürüyorum, yollarımı bilseniz de asla sizin yürüyemeyeceğiniz şekilde yürüyorum. Omaşu Şehri'nin sakinleri ve asıl sahipleri beni bekliyor. Ben kemirilen ne varsa düzeltmek istiyorum o iğrenç dişlerin değidiği her şeyi iyileştirmek..

Tek başıma değilim biliyorum, caddeye giden yolu bulabilirsem.. şirinleri bile görebilirim onu da biliyorum.


3
Zehirle pişmiş aş; hayatın tanımı bu olmalı.
Yalnızlığın suç haline geldiği şu günlerde İstanbul'un karşısına dikilip aklımdaki korkunç fikirlerle, nefesime karışan sigara dumanını çekiyorum içime. Bırakmak istemiyorum nefesimi, içimdekilere attığım son düğüm olsun bu, benim olsun, bari bu nefes benim olsun diyorum. Ama bir öksürük karmaşasında sıvışıyor içimden.. Gözyaşlarım akmayın, yemin ederim ölümlüsünüz siz de, sıvışsanız da içimden yiteceksiniz boşlukta, hem siz gitseniz de içimdeki acı hafiflemeyecek.. Topunuz gitse bile o bitmez.

Bir kahvelik ömrümüze bulaşan pembeler, sizi kırk katıra bağlasam yeridir. Ucuz umutlar girdi içime sayenizde. Hasta birine yapılmazdı bu. Sadece piç değilsiniz anneniz de kevaşe olduğundan bu tür şeylerin insanları yaraladığını bilmiyorsunuz.
Kalbimin halini biliyorum ama ahvali meçhul. Çok da değil aslında. Çürüyecek. Tükeniyorum ama ilaca uzanamıyorum. Allah hepinizin Cemre'sini versin.!

Rüyamda bile görmediğim biri ilacım olabilir mi? Olamaz tabi. Bu bir aldatmaca. Zehir kimdeyse panzehir de ondadır. Kendimi zehirliyorum. İyi de ben bu oyunu dünyaya karşı oynuyorum. O halde içinde boğulmaya hakkım yok.
Yolu biliyorum, gücümü toplasam yeter. Ama paçama bulaşan pembeler.. Bu renkten hazzetmiyorum. Sevimli görünümünün altında bir sahtekar var. Bir gün onun boğazını ellerimin arasına alıp hem hayallerimi hem de son nefesini geri alacağım. Avuçlarımdaki kırgınlığı  da toprağın insafına bırakacağım.
Ben bu yoldan geçtim. Hata yapmasam yine başa dönmezdim. Kaç oldu acaba? Akılsız başın cezasını..

Haçlıları hep mağlup ettik. Ama kalbime hain akınlar düzenlenirken yalnızım. Kalbim son kale, eğer düşerse belimiz doğrulmaz.
Bu yangını ben başlatmadım ama söndürmeye gücüm yetmezse onları da yakarım. Bileğime birkaç ölü daha taksam sorun olmaz herhalde?
Yoksa siz de mi zehirle pişmiş aşa sos oldunuz?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder